Başlangıç Noktası: İş Bankası Reasürans Merkezi
Babamın yıllar önce topoğrafik çalışmalarını yürüttüğü İş Bankası Reasürans Merkezi’ne, 14 Temmuz 2026’da yeniden döndüm. Aynı binada, bir kahve masasında, 2005’ten beri zihnimde taşıdığım humanistanbul’un ilk hikâyesini yazmaya başladım.
1989 ya da 1990 yılıydı. Tarihi bugün artık net olarak anımsamıyorum.
Bu bina henüz temel aşamasındayken, o dönemde şantiyenin topoğrafik çalışmalarını yürüten babacığımı ziyaret etmek için buraya gelmiştim.
Gençliğimin en güzel anılarından biridir.
Babam beni şantiye kıyafetleri ve baretiyle karşılamış, binanın temelini ve çalışma alanını gezdirmişti. Sonrasında da birlikte öğle yemeğine çıkmıştık. Yakınlardaki bir esnaf lokantasında yemek yediğimizi anımsıyorum.
Bugün 14 Temmuz 2026.
Ne babam kaldı, ne o esnaf lokantası, ne de o eski Teşvikiye kimliği.
Dün, 2005 yılından beri zihnimde taşıdığım humanistanbul projesini yeniden hayata geçirmeye karar verdim. O andan bu yana, başlangıç noktamın burası olması gerektiğini hissediyordum.
Bugün işi gücü bıraktım ve kendimi bu binaya attım.
Ve işte buradayım.
Binanın çarşı bölümünde, La Via Cafe’de, Viyana usulü kahvemi içerken bu satırları yazmaya başladım.
Babamın yıllar önce zemin çalışmalarını yaptığı bu binada, ben de bugün humanistanbul’un temelini atıyorum.
Hiçbir dil, hiçbir insan bana yabancı değildir
humanistanbul’un nasıl bir formatta olması gerektiğini ilk düşündüğüm yıllarda, yani 2005’te, platform için belirlediğim motto şuydu:
“Hiçbir dil, hiçbir din bana yabancı değildir.”
“Kadim” kelimesinin gerekli gereksiz kullanılmasını pek sevmesem de İstanbul’un tarihi mirası, taşıdığı hafıza ve barındırdığı hikâyelerle bu tanımı en çok hak eden dünya kentlerinden biri olduğunu düşünüyorum.
İstanbul’da ne çok dil konuşuldu.
Ne çok dine, inanca ve kültüre yer açıldı.
Ne çok insan geldi, yaşadı, iz bıraktı ve geçti.
Bugünün dünyasında “din” sözcüğünün giderek siyasallaşması, din ile inanç kavramlarının birbirine karışması ve bu alanların tabularla kuşatılması nedeniyle İstanbul’u tanımlamak için artık daha organik, daha insani ve daha kapsayıcı bir cümle kurma ihtiyacı hissediyorum:
“Hiçbir dil, hiçbir insan bana yabancı değildir.”
Türkiye’nin günlük gerçekliğinden neredeyse yalıtılmış görünen bu çarşıda, avluya bakan bir masada yazımı yazıyorum.
Arka planda Almanca bir radyo yayını çalıyor. Avluda dolaşan insanları izliyorum. Kafenin sardunyaları ve kurdele çiçekleri de beni benden almışken, humanistanbul’un ilk yazısını burada kaleme aldığıma seviniyorum.
İstanbul nedir?
İstanbul nedir?
humanistanbul’da bu sorunun cevabını istatistiklerle, turistik kalıplarla ya da birbirinin tekrarı olan şehir tanıtımlarıyla vermek istemiyorum.
Bu soruyu gerçek insanlarla ve gerçek yaşam hikâyeleriyle anlatmak istiyorum.
Dışarıdan İstanbul’u ilk kez ziyaret edecek insanlar için sentetik verilerle hazırlanmamış, gerçek hayata ve şehrin insanlarına dokunan bir rehber olmasını diliyorum.
İstanbul’un köklenmiş ahalisi için ise bir fotoğraf albümü, bir hikâye kitabı ve yaşayan bir şehir hafızası olmasını amaçlıyorum.
Çünkü İstanbul yalnızca görülecek yapılar, gezilecek sokaklar ve işaretlenecek turistik duraklardan ibaret değildir.
İstanbul, o sokaklarda yürüyen insanlardır.
Bir binanın temelinde çalışan işçi, yıllardır aynı dükkânı açan esnaf, sabah vapuruna yetişen yolcu, apartmanının önünde sardunya yetiştiren kadın, mahallesinden ayrılmak zorunda kalan aile, yıllar sonra çocukluğunun sokağına dönen insandır.
İstanbul, hatırladıklarımız kadar artık yerinde bulamadıklarımızdır.
Organik hikâyeler, gerçek insanlar
humanistanbul’u filtresiz fotoğraflar ve organik hikâyelerle; amatör bir ruhun samimiyetini, profesyonel bir altyapının gücüyle bir araya getirerek sunuyoruz.
Burada “amatör ruh” derken özensizliği değil, hevesi, merakı ve sahiciliği kastediyorum.
Bir hikâyeyi yalnızca yayımlanacak içerik olarak değil, korunması gereken bir insan izi olarak görenlerin ruhunu…
Yazmak isteyen, yazarlık deneyimi bulunan, fotoğraflı anlatılar üreten ya da İstanbul’a dair gerçek bir hikâyesi olan herkese platformumuz açık.
Elbette her hikâye, humanistanbul’un editoryal yaklaşımı ve yayın ilkeleri doğrultusunda değerlendirilecek.
Çünkü hikâye anlatıcılığı eskimez.
Yapay zekâ çağında yaşıyor olabiliriz. Her gün sayısız metin, görsel ve veri üretiliyor olabilir.
Fakat bu dünyada hâlâ organik verilere, gerçek tanıklıklara ve en önemlisi ruhumuza dokunan hikâyelere ihtiyacımız var.
humanistanbul, İstanbul’u yalnızca anlatmak için değil; hatırlamak, kaydetmek ve birbirimizi yeniden görebilmek için doğuyor.
Ben bugün, babamın yıllar önce temelinde çalıştığı bu binada, bir kahve masasında humanistanbul’un ilk hikâyesini yazıyorum.
Belki de bazı projeler tam olarak başladıkları yere dönmeden gerçekten başlayamıyor.
— Ayşe Karahasan
humanistanbul’un ilk hikâyesinin yazıldığı ve projenin yeniden hayata geçirildiği başlangıç noktası.