Bir Örnek Köy Projesi: Zekeriyaköy
Dr. Arhan Apak, Çelik Gülersoy’la birlikte 1980’de Zekeriyaköy’de başlattıkları Örnek Köy projesini; Koşuyolu’ndan Turing yıllarına uzanan İstanbul hatıralarıyla anlatıyor.
Sevgili Ebru,
Humanistanbul adlı yeni bir platform kurduklarını ve burada İstanbul’da geçen hikâyelere yer verdikleri için benim de bir hikâyemin bu platformda yer almasını istediğinde, o gece yarısını çok geçmiş bir saatte yüzlerce hikâye arasından ne anlatacağımı düşünürken uykum kaçmıştı…
Neden mi…
Büyük Kültür ve Sanat adamı, İstanbul aşığı, Malta Köşkü, Emirgan Korusu, Fenerbahçesi, Hidiv Kasrı, Sultanahmet Yeşil Ev, Soğukçeşme Sokağı, Ayasofya Pansiyonları gibi birçok restorasyona imzasını atmış Çelik Gülersoy Bey'in yardımcısı olarak Turing Kulüpte birlikte geçirdiğimiz 30 yıl boyunca İstanbul'un şehir yaşantısını ve insanlarını içine alan çok ilginç hikâyelerimiz vardı ve ben bunlardan hangisini tercih etmeli idim ki, bu platformun ana temasına uygun bir hikâye olsun.
Sonunda karar verdim. Söyleşilerimde ve yazılarımda fazla detayına girmediğim, İstanbul’da uygulaması bir ilk olarak başlayan fakat maalesef o günlerin getirdiği şartlar yüzünden tamamlanamayan İstanbul’un en eski köylerinden biri olan yemyeşil bir vadi içindeki Zekeriya Köy Vakfı hikâyemizi anlatmaya karar verdim. Bu Humanistanbul'un ana temasına da çok uygun düşeceğine inandığım bir hikâye idi.
Önce, affınıza sığınarak biraz kendimden bahsedeyim. Ben Dr. Arhan Apak.
Doktoramı Paris'de ekonomi üzerine yaptım.
1950’li yılların sonunda Koşuyolu’ndaki bahçeli evler.
İstanbul doğumluyum. Çocukluğum 1950 yılların etrafı yemyeşil vadilerle çevrili Koşuyolu’nda bahçeli bir evde geçti.
Sizin tanıdığınız bugünkü Koşuyolu ile benim anlatacağım Koşuyolu sizi eminim çok şaşırtacaktır.
Kuzeyinde Küçük Çamlıca tepesi, güneyinde Bağlarbaşı’na kadar uzanan kırlıklar ve Altunizade'den başlayarak Validebağ Senatoryumunda biten (şimdiki Öğretmenler Hastanesi) kır çiçekleri ile dolu çayırlar ve gelincik tarlaları ile çevrili çok şirin, gürültüden uzak, asude ve huzur dolu bir mahalle idi.
O yıllara özellikle değinmek istiyorum.
Nedeni de İstanbul’da insanlar ve aileler arasındaki güven duygularının ne kadar yüksek olduğunun İstanbul’un yeni sakinlerinin daha iyi anlayabilmesi için.
Belki inanmayacaksınız ama oturduğumuz evlerin ilk yıllarında sırt sırta olan arka bahçelerimizi birbirinden ayıran bir duvar veya bir çit yoktu. Sadece sınırları belirlemek için dikilen alacalı taflan ve lükstürüm'ler vardı.
Biz çocuklar komşu evlerin arka bahçelerinden geçerek rahatlıkla diğer sokaktaki evlerde oturan arkadaşlarımıza oynamaya gidebiliyor idik.
Meyve ağaçları ile dolu rengârenk çiçekler içindeki komşu bahçeleri sanki bizim bahçelerimizin devamı idi…
Komşularımızın birbirlerine karşı olan güven duyguları nazik bir anlayış içinde süregeliyordu.
Ben böyle bir Koşuyolu’nda iki sokak ötedeki Reşat Nuri Gültekin ilkokulunda eğitimime başladım (şimdi lise olmuş).
O yıllarda her Kadıköylü ailenin erkek çocuklarının eğitimine devam etmesini istedikleri Moda'daki Saint Joseph Fransız Erkek Lisesinde Orta Öğretimimi tamamladım. Devamında da eğitimimi Fransa’da Paris Daufine Üniversitesinde ekonomi üstüne doktora yaparak Türkiye’ye döndüm. Rahmetli Çelik Bey'in isteği doğrultusunda Türkiye Turing ve Otomobil Kurumunda önce Mali Koordinatör ve hemen akabinde de Genel Müdür Yardımcısı olarak göreve başladım.
Çelik Bey'i ne şekilde tanıdığımı da burada belirtmek isterim.
Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu 1973 yılında İstanbul Boğazının incisi olan 1. Boğaz Köprüsünün açılışı dolayısı ile bir Uluslararası Antika Otomobiller Rallisi tertiplemişti. Bu ralli dolayısı ile yurt dışından üst düzey antika araba koleksiyonerlerini davet etmişti.
O sırada ben yurtdışında talebe idim.
Rahmetli babam telefonda bana Türkiye’ye İtalya’dan antika arabaları ile gelecek olan Lord Montagu of Beaulieu, Kont ve Kontes Gaston Giron'a İtalya’dan feribotla İzmir’e gelmeleri sırasında refakat edip etmeyeceğimi sorduğunda memnuniyetle evet dedim.
Saint Joseph'deki eğitimim sırasında anılarını okuduğumuz Lady Montagu'nun soyundan gelen asil bir şahsiyet olan Lord Montagu Rolls Royce-Silver Ghost arabası ile katılmıştı. Fransız ihtilalinin getirdiği halkçı düşünceler ile o güne kadar zihinlerimizden silinmiş olan Kont ve Kontesler'den etkilenmemek ve bu refakati reddetmek elimde değildi.
Antika otomobiller İzmir Limanı’na geldiğinde. Arka planda Truva feribotu.
İzmir’den Turing Kulübün çekicileri eşliğinde İstanbul’a geldik.
Maalesef köprünün açılacağı gün olan 29 Ekim Cumhuriyet Bayramında halk köprü üstünde izdiham yarattığı ve köprü sallandığı için Antika Arabalar köprüden geçemedi; bu yüzden de Turing Yönetimi Anadolu yakasında Beylerbeyi Sarayında seçkin misafir topluluğuna bir davet verdi.
Çelik Gülersoy ve Arhan Apak.
İşte o gece Turing’in Genel Müdürü olan Büyük Kültür adamı, İstanbul aşığı rahmetli Çelik Bey'i tanıdım.
Şimdi ise vasiyeti ile bize bıraktığı 16. yüzyıldan bu güne kadar 15 binin üstünde kitap ve gravür koleksiyonuna sahip ve 25 binin üstünde bilgi ve belge arşivi olan Çelik Gülersoy Vakfı ve İstanbul Kitaplığı'nın Kurucu Mütevellisi ve Başkanıyım.
Bu kısacık bilgileri vermemin nedeni hikâyemizin ana konusu olan yeşillikler içindeki İstanbul’un en eski köylerinden biri olan Zekeriyaköy hikâyemizin başlangıcı ile ilgili olmasıdır.
ZEKERİYAKÖY
1980 yılında Uluslararası Otomobil Kulüpleri Federasyonunun toplantısına katılmak üzere Londra’ya gitmiştim. Toplantı sonrası İngiliz Otomobil Kulübü Direktörü bizleri 2 buçuk saat uzaklıktaki Broadway köyüne pikniğe davet etti.
Oraya gittiğimizde inanılmayacak güzellikteki bu köye hayran kalmıştım. Birbirinden güzel çiçeklerle bezenmiş taş evler uçsuz bucaksız kırlarla kucaklaşıyordu. Kuruma döndüğümde bu güzelliği Çelik Bey'e anlattığımda müstehzi müstehzi gülüşünü hiç unutamam…
Aradan biraz zaman geçmişti, bir öğleden sonra “Hadi hazırlan Zekeriyaköy'e gidiyoruz” dedi.
İngiliz kırları kadar güzel ve doyumsuz bir tabiata sahip dediği bu köy bugün ise maalesef tamamen yerleşime açılarak kutu kutu evlerin doldurduğu ve kırlarının tamamen yok edildiği Zekeriyaköy.
Zekeriyaköy’ün yeşillikler içindeki eski görünümü.
Gittiğimizde bu köyün sahip olduğu tabiat güzelliğine ve yerleşimine ben de hayran kalmıştım. Broadway köyünde olduğu gibi bu köyün kırları da tepede bir kale ile bitiyordu. Köyün ahşap evleri yeşillikler içinde kaybolmuştu ama yenilendiğinde bir yüzük taşı gibi parlayabilirdi.
Rahmetli Çelik Bey'in ağzından ilk şu kelime çıkmıştı;
“Biz burayı daha da güzelleştirerek ve insanlara yaşam bilinci vererek ileriye dönük topluma örnek bir köy yapabiliriz.”
Başından sonuna kadar her bir safhasına tanık olmuş bir kişi olarak size Zekeriyaköy Vakfının hikâyesinden bazı pasajlar…
Zekeriyaköy’deki çayırlar aynı bu Broadway’deki çayırlar gibi idi…
Zekeriyaköy’de de çayırların sonunda hâlâ duran bir kale vardı.
Yağmurlu ve puslu bir öğleden sonrası idi. Çelik Bey “hadi seni uçsuz bucaksız yemyeşil İngiliz kırlarına götüreyim o zaman gökyüzünde maviyi görürsün” dedi. Bir Karadeniz köyü olan Zekeriyaköy'le o zaman ilk defa o gün tanışmış, Londra’nın banliyö yerleşim bölgelerinden biri olan Broadway’den konum ve yeşillikler açısından hiç de farksız olmadığını görmüştüm…
Çıktığımız tepeden uçsuz bucaksız çayırlar ve Karadeniz'e yakın tepelerde bir taş kale gözüküyordu. Sanki Broadway çayırları ve kalesi bu köyde canlanıyordu. Köye, çevresinde ahşap evler bulunan bir stabilize yoldan giriliyordu. Önümüze çıkan meydanda asırlık bir çınar, çeşme ve köy kahvesi bulunuyordu. Ne acıdır ki on yıl sonra bu köye geldiğimde, köye giren yolu yoğun yapılaşmadan dolayı bulamamış, oranın yeni sakinleri olan ŞEHİRLİLERE sormuştum.
Köye geleceğimizi daha önceden köy muhtarına ve ileri gelenlerine bildirmiş, köylülerle birlikte onları köy kahvesinde toplamıştık. Kahveden içeri girdiğimizde meraklı köylüler endişeli gözlerle bize bakıyor, köyden arazi satın almayı düşünen ve köye yerleşmek isteyen şöhretini duymuş Çelik Bey'in gerçek amacını anlamaya çalışıyorlardı.
Anlatmaya başlamıştık… Evleri restore edecek, köyün gençlerine iş imkânı sağlayacak, yeşili koruyarak düzenli bir yerleşimle daha sağlıklı ve çağdaş bir ortamda yaşamalarını sağlayacaktık.
Bu güne kadar sadece şahsi menfaatleri doğrultusunda hareket eden insanları gördüklerini, sordukları sorularla açık bir şekilde belirten köylüler ilk defa bu kadar idealist, karşılık beklemeden vermeye gelmiş insana inanmakta tereddüt ediyorlardı.
Hemen ertesi gün köy meydanındaki çeşmenin ve kahvenin onarımına başlanacağını söylediğimizde tereddütleri bir anda şaşkınlığa ve daha sonra da sevince dönüştü ve ÖRNEK KÖY projesi başlamış oldu.
Zekeriyaköy’de yenilediğimiz evlerden biri.
Önce sağlıksız koşullardaki evlerin onarılmasına başlandı. Bunun için de köyde bir marangozhane açtık.
Evde eğitim gören bir fert varsa, o evin bir duvarına kütüphane yaptırıyor ve kitaplar alıyorduk.
Geniş bahçelerde 2-3 gözlü odalarda topluca aileleri ile birlikte yaşayanlara son derece şirin, ahşaptan ve pastel renkli boyalı, aynı bahçe içinde ikinci evler yaptırıyor, damat ve gelinleri ile yaşayan kalabalık aileler ayrı ayrı evlere yerleştirilerek yaşam koşulları iyileştiriliyordu.
KÖYE SİHİRLİ BİR DEĞNEK DEĞMİŞTİ.
Köyün çeşmesi Osmanlı dönemi çeşmelerini aratmayacak şekilde onarılmış, kiremitten bir çatı ile süslenmişti. Köy kahvesinin ahşapları yenilenmiş, boyanmış, köylülerin oturmaktan ve sohbet etmekten büyük bir zevk aldıkları mekân hâline getirilmişti.
Zekeriyaköy’de çiçeklerle çevrili bahçelerden biri.
Köy bir çiçek cenneti olmuştu.
Çelik Bey maddi imkânlarını daha rahat bir şekilde kullanabilmek için bir Vakıf kurmamızı istedi ve yönetimini bana verdi. Köyün muhtarının yaptıklarını anlayabilmesi için Avrupa'ya bilgi ve görgü gezisine yolladık. Köyün çocuklarına o günün şartlarına göre Turing'de iş verdik. Onlara çevre bilincini aşılayabilmek için yurt dışındaki ören yerlerine ve müzelere yolladık. Köyün genç kızlarına ve erkeklerine toplu elbise yardımı yaparak nasıl giyinmeleri gerektiği konusunda yardımcı olmaya çalıştık…
Bu arada Çelik Bey de köye yerleşti.
İlkokula eksik olan eğitim gereçlerini tamamlayabilmeleri konusunda yardımcı olduk, köyün orta okul ve lise talebelerinin çevredeki okullara daha rahat ve güvenli gidebilmeleri için bir servis aracını hizmete soktuk. Karda kışta titreyerek otobüs bekleyen köylülere çok şık bir durak yaparak o günlerde, şehirlerde bir demir yığınını andıran otobüs duraklarına inat bir durağın nasıl olması gerektiğini ve ne kadar da şık olabileceğini göstermek istedik.
Köyün gençlerini ise Turing'in Emirgân korusundaki restorasyonunu tamamladığımız Beyaz Köşk'de klasik müzik konserlerine götürüyor ve müzik zevklerinin geliştirilmesine çalışıyorduk. Bir müddet sonra köyün gençleri Atatürk Kültür Merkezi’nin değişmez konser müdavimleri olmuştu. Bütün bu masraflar kurduğumuz ve Çelik Bey'in finanse ettiği Zekeriyaköy Vakfı’ndan karşılanıyordu.
Köyde ilk defa ilaçsız tarımı başlattık.
Kendisi köyün içinde aldığı araziye köylüye eko-tarım yapabilmesi için hiçbir ücret talep etmeden ekip biçmesine müsaade etti. O arazide köylülerin ilaçsız tarımın nasıl yapılması gerektiği konusunda bilinçlenmesi ve yetişmesi için uygulamalar yaptık.
Köylü MAKTAA HAKKINI kullanıyor (orman ağaçlarının bir bölümünün her sene kesim için köylüye verilerek gelir elde etmesinin sağlanması) bu yüzden de yeşil ve orman yok oluyordu.
Çelik Bey nüfus kütüğünü Zekeriyaköy'e taşıdı. Nedeni de, o köyde ikamet etmesinden doğacak maktaa hakkını kullanmayarak, kendisine isabet eden miktardaki ağaçların kesilmesini önleyecekti.
Tekrar dönelim ZEKERİYAKÖY'e.
Bir taraftan köyün çocukları ailelerin adetleri doğrultusunda Kuran kurslarına giderken, diğer taraftan aynı çocuklar İngilizce kursları ile tanışıyorlardı. Bu kurslarda başarılı olanlar şehirlerdeki profesyonel kurslara gönderiliyordu.
Bu arada ormanı koruyabilmek ve kesilmesini önlemek şartı ile maktaa hissesi yüksek ailelerin çocuklarını Turing’de işe alarak ağaçların kesilmesini önlemeyi başardık.
Köyün tüm evleri zaman içinde pastel renklerle boyandı. O pastel renklerle boyanmış evlerden biri kuşları çok sevdiğini söyleyen bir köylünün idaresine verilerek bakmaya doyamadığımız bir renk cümbüşü içinde şakıyan yüzlerce cins kuşu barındıran bir kafes-ev hâline getirildi.
Fenerbahçesi'ndeki Romantika'da bulunan (işletmesi Turing’de iken) papağan ve renkli kuşlar Zekeriyaköy hatırasıdır.
Yenilenmiş evleri, çiçek cennetine dönen bahçeleri, standardı yükselen köy yaşamı ve de eğitimine ağırlık verilen gençleri ile örnek köy ortaya çıkmaya başlamıştı.
Çelik Bey'i Zekeriyaköy'deki evinde ziyarete gelen FIA Genel Sekreteri M. Freville ve eşi hayranlıklarını ifade etmekte kelimeler bulamıyorlardı. Bu yapılanlardan dolayı M. Freville AĞA HAN VAKFI çevre ödülüne aday gösterilmemizi istiyordu. Fransa’ya döndüklerinde bu konuda çalışma yapacağını söylüyordu.
Bu bağlamda ben de Mısır'daki Aswan (Asuan) kentinde Nil nehri kıyısındaki bir tepede olan AĞA HAN'ın mezarını ziyaret etmiş, ailenin geleneği olan bir kırmızı gülü gümüş vazoya koymuştum.
Çelik Bey Ağa Han Ödülünü gerçekleştirdiği bir başka restorasyon ile almıştır. 😊
Maddi ve manevi yıllarca yükünü çekerek tamamlamaya çalıştığımız Örnek Köy projesini bir gün Çevre ve İnsan Şartları yüzünden yarım bırakarak Zekeriyaköy’den ayrıldık.
Bana da yıllarca emek verdiğim Köy'ün Vakfını üzülerek tasfiye etmek düştü…
Neden mi…
Şimdilik şu kadarını söyleyeyim… İnsan ve Rant faktörü…
Dr. Arhan Apak.
Arhan APAK
Arhan Apak, yıllar sonra yoğun yapılaşma nedeniyle köye giren eski yolu dahi bulamadığını; Örnek Köy projesinin ise “İnsan ve Rant faktörü” nedeniyle yarım kaldığını anlatıyor.