Çocuk Kral’dan Potaya: İstanbul’da Başlayan Bir Hayat
1976’da bir çocuk yıldız yarışması için ilk kez İstanbul’a gelen Ali Volkan Özal’ın yolu, birkaç yıl sonra bu şehre yerleşmeye ve profesyonel basketbolculuğa uzandı. Cağaloğlu’ndan Yoğurtçu Parkı’na, Florya’dan Fenerbahçe’ye ve Eczacıbaşı’nın basketbol salonlarına uzanan bu hikâye, bir çocuğun İstanbul’da büyüyen hayatının izlerini taşıyor.
1976 senesinde babam Edirne Emniyet Müdürü’ydü. Ben henüz dokuz yaşındaydım.
Annem bir fotoğrafımı, o dönemde çok popüler olan Hürriyet Gazetesi’nin magazin eki Kelebek’in Çocuk Fotoroman Yıldızı Yarışması’na göndermiş.
1976 Kelebek Fotoroman Yıldızı Yarışması adayları arasında Volkan Özal.
Aylar sonra elemeler için İstanbul’a davet edildim.
Benim hatırladığım ilk İstanbul seyahatim de böyle başladı.
Annemle birlikte İstanbul’un yolunu tuttuk. O yılların ünlü gazinolarından Çakıl Gazinosu’nda hayatımda ilk kez bir podyuma çıktım. Üzerimde mavi bir takım elbise vardı.
Jüri üyeleri arasında Seyyal Taner’in olduğunu hatırlıyorum. Çok güzeldi. Çocuk halimle ona hayran kalmıştım.
Ve yarışmada birinci seçildim.
Cağaloğlu’nda bir ödül ve büyük bir kütüphane
Sonra ödülümü almak için bu kez ailecek İstanbul’a geldik. Hürriyet Gazetesi’nin Cağaloğlu’ndaki binasına gittik ve o zamanın parasıyla 5.000 liralık ödülümü aldım.
Volkan Özal, çocukluk yıllarında ailesiyle.
Kazandığım parayla ne yaptığımızı da hiç unutmuyorum.
Annem zaten ihtiyacım olduğunu düşünüyordu; bana büyük bir kütüphane aldık.
Belki de çocukken kazandığım ilk büyük ödülün kitaplara dönüşmüş olması güzel bir tesadüftü.
Yarışmanın ardından Küçük Hafiye isimli bir fotoromanda da rol aldım. Benim yer aldığım sahnelerin bir bölümü Yoğurtçu Parkı’nda çekilmişti.
Bugün eski fotoğraflara baktığımda başka bir ayrıntı daha dikkatimi çekiyor. Yarışmadaki diğer çocuklarla aşağı yukarı aynı boydayım ama bacaklarımın uzunluğu şimdiden belli.
Sanki vücudum benden önce kararını vermiş: Ben basketbolcu olacaktım.
Bu kez İstanbul’a yaşamaya geldik
1979 yılında babam emekli olunca bu kez İstanbul’a gezmeye değil, bir daha ayrılmamak üzere yaşamaya geldik.
İlk evimiz Florya’daydı. Kısa bir süre sonra Fenerbahçe’ye taşındık.
Lise hayatım başlar başlamaz basketbol oynamaya başladım. O yıllarda boyum çok hızlı uzuyordu.
Zaten ailem ve çevremdeki herkes, uzun boyum nedeniyle basketbola yönelmem gerektiğini söylüyordu.
Bir süre sonra ben de bunun yalnızca okulda yaptığım bir spor olarak kalmasını istemediğimi fark ettim.
Babama profesyonel olarak basketbola devam etmek istediğimi söyledim.
O da beni Eczacıbaşı Spor Kulübü’ne götürdü.
Basketbol artık mesleğimdi
Eczacıbaşı yıllarından bir takım fotoğrafı.
Eczacıbaşı beni hemen yıldız takıma aldı.
Basketbolun benim için bir hobiden çıkıp mesleğe dönüştüğü yer orası oldu.
Sonrası gerçekten bütün bir hayat.
Antrenmanlar, maçlar, takım arkadaşları, deplasmanlar, gazete kupürleri, galibiyetler ve şampiyonluklar…
“G.Saray pişirdi... Eczacıbaşı kaptı...” başlığıyla yayımlanan gazete kupürü.
Basketbol artık yalnızca oynadığım bir oyun değil,
bütün hayatımı biçimlendiren mesleğimdi.
Bir dönem Amerika’da, California’da yaşadım ve basketbol oynadım. Sonra yeniden Türkiye’ye döndüm.
Profesyonel basketbol, emekli olana kadar hayatımın merkezinde kaldı.
Eczacıbaşı formasıyla basketbol yıllarından.
Gazetelerde zaman zaman adımızın, boyumuzun, oynadığımız dakikaların,
attığımız sayıların ya da transfer haberlerinin yer aldığını görürdük.
O kupürlerin çoğu bugün hâlâ aile arşivimde.
Bir zamanlar günlük hayatın küçük bir parçası olan o gazete parçaları, yıllar sonra bakınca insanın kendi hayatının hafızasına dönüşüyor.
Eczacıbaşı–Galatasaray maçlarından birinin gazete kupürü.
İstanbul’un spor salonları da zamanla hayatımın en tanıdık mekânları haline geldi.
Çocukken bir yarışma için geldiğim şehirde artık sahaya çıkıyor, tribünlerin önünde oynuyor ve hayatımı basketbolla kazanıyordum.
Şampiyonluklar
“Eczacıbaşı şampiyon oldu: 83-76.”
Sporun en güzel taraflarından biri, yıllarca birlikte çalıştığınız insanlarla
aynı hedefe ulaşmanın sevincini paylaşmak.
Şampiyon olduğunuz gün yalnızca son maçın sonucu değildir. O sonuç, aylarca yapılan antrenmanların, yorgunlukların, sakatlıkların, yolculukların ve birlikte verilen emeğin karşılığıdır.
Basket dergisi, Mayıs 1988: Eczacıbaşı 1987–1988 Şampiyonu.
1987–1988 sezonundaki Eczacıbaşı şampiyonluğu da bu arşivin en güzel
hatıralarından biri olarak kaldı.
Bugün elimde tuttuğum dergi kapağında bir sezonun sonucu yazıyor. Ama benim için o kapağın arkasında çok daha fazlası var: takım arkadaşları, antrenmanlar, soyunma odaları, maç öncesi heyecanı, maç sonrasındaki yorgunluk ve birlikte yaşanan yıllar.
Şampiyonluk sonrası yaşanan sevinç.
Bazı fotoğraflara baktığınızda ise artık hiçbir açıklamaya ihtiyaç kalmıyor.
O an yüzlerdeki sevinç, yıllar sonra bile aynı şeyi anlatıyor.
Bir ömür sonra eski albümlere bakarken
Eski albümleri karıştırırken bugün en çok hoşuma giden şey, bütün bunların başlangıcını görebilmek.
Dokuz yaşında, Edirne’den annesiyle İstanbul’a gelen o çocuğun ilk sahnesi bir gazino podyumuydu.
Sonra Cağaloğlu’nda bir gazete binası, Yoğurtçu Parkı’nda bir fotoroman seti…
Birkaç yıl sonra Florya ve Fenerbahçe…
Ardından İstanbul’un basketbol salonları.
Hayatımın büyük bölümünü potaların altında geçirdim. Ama dönüp geriye baktığımda, basketbol hikâyemin bile bir anlamda ilk İstanbul seyahatimle başladığını düşünüyorum.
İstanbul’a ilk gelişimde “Çocuk Kral” seçilmiştim.
Birkaç yıl sonra bu şehre yerleştim.
Ve İstanbul, o günden sonra benim için yalnızca yaşadığım şehir değil; büyüdüğüm, mesleğimi bulduğum ve hayatımı kurduğum yer oldu.
Albümden kalanlar
Çocukluk yıllarından profesyonel basketbol kariyerine uzanan kişisel arşivden birkaç gazete kupürü ve maç fotoğrafı.
Ali Volkan Özal İstanbul
Bugün eski fotoğraflara, gazete kupürlerine ve saklanan dergilere baktığımda İstanbul’daki hayatımın nasıl adım adım kurulduğunu görebiliyorum. Dokuz yaşında bir yarışma için ilk kez geldiğim şehir; birkaç yıl sonra evim, gençliğimin geçtiği yer ve profesyonel basketbol kariyerimin başladığı şehir oldu. Cağaloğlu, Yoğurtçu Parkı, Florya, Fenerbahçe ve yıllarımı geçirdiğim basketbol salonları bugün benim için yalnızca İstanbul’daki yer adları değil, hayatımın farklı dönemlerinin hafızasını taşıyan duraklar. O günlerden kalan fotoğraflar ve gazete kupürleri de artık yalnızca bir spor kariyerini değil, İstanbul’da büyüyen bir hayatın izlerini anlatıyor.