Pazartesi | 14-09-2026
19 °C IST, TR

İstanbul’da Yaşama Sanatı ve Bir Müze Hikâyesi

1992’de Prof. Dr. Haluk Dursun’un Haliç gezileriyle İstanbul’a başka gözle bakmayı öğrenen bir öğrencinin, yıllar sonra Sultanahmet’te Turing Yüzyıllık Markalar Müzesi’nin kuruluşuna uzanan hikâyesi.

Sene 1992, üniversite birinci sınıfa başlamışım. İsviçre'deki okul yıllarımın üzerinden biraz zaman geçmiş; memlekete, özellikle de İstanbul'a derinden bir bağlılığım var ama deyim yerindeyse "aklım bir karış havada". Hani İstanbul'u ne kadar tanırım bilirim, eski tabirle "derununa aşina olmuş muyum?" tartışılır.

Haliç Gezisi Prof.Dr.Haluk Dursun ve öğrencisi ben Haliç Gezisi Prof.Dr.Haluk Dursun ve öğrencisi ben İşte tam da o yıl, 1992 yılının Eylül ayında dersimize gelen hocamız sayesinde, İstanbul'un derununa aşina olmanın ne demek olduğunu anlamaya başladım. Böylece İstanbul ile gönül bağım derinleşti. Prof. Dr. Haluk Dursun, öğrencilerine İstanbul'u tanıtmak için üstün gayret gösteren; anlatan, yazan, çizen ve bizzat gezdiren çok değerli bir hocaydı. İlgili öğrencileri dikkate alır, gruplandırır ve onları bir araya getirerek geziler düzenlerdi. Benim katıldığım ilk gezi Haliç gezisiydi. Kasımpaşa, Aynalıkavak, Hasköy, Tersane, Feshane, İmrahor, Kağıthane ve tabii ki Eyüp derken mûsıkîsiz olmaz derdi “Kasımpaşa kıyıları tersane…”, “Kağıthane’ye gelin de yalınız…”.

Öyle ya Yahya Kemal’in dediği gibi;

Çok insan anlayamaz eski mûsıkîmizden
Ve ondan anlamayan bir şey anlamaz bizden.

Marmara Üniversitesi Öğrencileri Haliç Gezisi'nde Marmara Üniversitesi Öğrencileri Haliç Gezisi'nde Kıyılardan tepelere, Pierre Loti tepesinde bir kahve molası ve Eyüp Sultan Mezarlığından aşağıya İstanbul’u sindire sindire gerçekleştirdiğimiz tadına doyamadığımız ilk gezimizle hikaye başladı. Büyülenmiştim, bu nasıl bir şehirdi, biz Boğaziçi’nin iki yakasını bilirdik, ekleyin Kadıköy, Bostancı, Eminönü, Sultanahmet tamam da, bu Haliç ve kıyıları nasıl bir güzellikti, ne kadar zengindi. Demek ki daha neler vardı, o halde Hocaya yakın durmak lazım gelirdi. Yıllar içinde yalılar, konaklar, sebiller, camiler, kiliseler, markalar, aklınıza gelebilecek İstanbul’un tüm tarihi güzelliklerini anlatmaya devam etti. Şanslıydım ki sayısız Boğaz turuna, Haliç gezisine ve Ayasofya, Topkapı Sarayı, Divanyolu anlatımlarına katıldım.

O anlatırdı anlatmasına ama yazardı da; “İstanbul’da Yaşama Sanatı” kitabında da şehrimizin tüm inceliklerini adım adım yazdı, meraklısına önermiş olayım. İstanbul nasıl gezilir, nerede ne yenir, ne içilir, çeşmeleri, sebilleri, sadaka taşları, florası faunası ve tabii ki yine markaları. Haluk Dursun İstanbul’a derinden bakardı ve güzeli görürdü, güzeli anlatırdı, şikayetlenmelerden de hiç hoşlanmazdı. “Ah hocam buralar eskiden ne güzeldi, kalmadı o eski tadı..” diye lafa başlayan biri olursa vay haline “olanın kıymetini bilin önce” diye çıkışırdı. Hoca haklıydı, İstanbul’da yaşamak bir sanattı, eksiğinden, zorluğundan, gidenlerden, bozulanlardan önce önemli olan “elde kalan güzellikleri, değerleri” görmek, bilmek, anlamak ve korumaktı, korumak!

Sultanahmet’in Yeşil Evi

Sonra yıllar yılları kovaladı, okul bitti, iş hayatı başladı, ben marka, iletişim, pazarlama ve kurumsal iletişim gibi alanlarda çalışmaya başladım, bu esnada markalara ve marka tarihine olan ilgim arttı. İstanbul’u hep biraz daha tanımaya, bakmaya, görmeye, anlamaya, elde kalanların değerini bilmeye odaklandım. 1992 yılında Haluk Hoca'nın bize anlattığı şey sadece tarih değildi; İstanbul'a bakmak, görmek, anlamak, sahiplenmek, eldeki değerleri geleceğe taşımanın kıymetini bilmek, İstanbul’da yaşamayı öğrenmekti. Haliç kıyılarında içime işleyen bu derin bakış açısı, yıllar içinde beni markaların, kurumların, hafızanın, elimizdeki değerlerin peşine düşürdü.

Gizli Kalmış Bir Sokak: Kabasakal Sokağı

Kabasakal Sokağı Sultanahmet Kabasakal Sokağı Sultanahmet İstanbul’u daha çok sevdim, ayırmak zor ama Sultanahmet ve özellikle Turing’in Yeşil Ev’inin olduğu Kabasakal sokağı ise göz bebeğim oldu. Burada hemen araya bir not ekleyeyim, Soğukçeşme sokağı ile karışmasın. Soğukçeşme sokağı Topkapı Sarayı surlarına paralel Gülhane’ye inen sokaktır ki o da ayrı bir güzelliktir. Her misafirimi Ayasofya Müzesi, Topkapı Sarayı Müzesi, Hipodrom, Türk ve İslam Eserleri Müzesi ve vakit varsa Arkeoloji Müzesi derken mutlaka gezinin sonunda Yeşil Ev’e davet eder, bahçesindeki selsebilleri göstermeden bir kahve ikram etmeden göndermez oldum. Yeşil Ev 19.yüzyılın Osmanlı mimarisi özelliklerini taşıyan, arka bahçesinde çok keyifli bir avlusu ve avluda sebilleri bulunan ahşap konaklarından bir tanesiydi. Zamanında reji Nazırı Şükrü Bey’in konağı olan bu güzel mekan saray eşrafının Dolmabahçe’ye taşınmasıyla birlikte boş kalmış, biraz da hırpalanmıştı. Ta ki 1970’li yılların sonunda Çelik Gülersoy’un girişimiyle Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu tarafından ihya edilene kadar.

Bu bölgeye son gidişlerimde Yeşil Ev’in bir parçası olan hemen yanındaki küçük yeşil ev daha çok dikkatimi çeker olmuştu, boş kalması da beni üzüyordu. “Burası ne hoş ve mütevazi bir mekandı, İstanbul’un en değerli bölgesindeydi, keşke faydalı bir hale gelebilse, açılabilse, orası da ihya edilse, girip dolaşabilsek bu tatlı İstanbul evini” diye aklımdan sürekli geçirir olmuştum.

Sultanahmet’te Bir Müze

İşte Müzemiz; Turing Yüzyıllık Markalar Müzesi İşte Müzemiz; Turing Yüzyıllık Markalar Müzesi Gel zaman git zaman hikaye bu ya bir gün telefonum çaldı. Telefondaki değerli dostum bana gönlümün kaydığı bu eski İstanbul evini anlatıyor ve şöyle diyordu: “Buranın boş kalması hiç içime sinmiyor, sen değerli işler yapıyorsun, özellikle çalıştığın yüz yıllık markalarla ilgili burada nitelikli bir proje yapmayı düşünür müsün?”. Herhalde o anki heyecan ve mutluluğumu tahmin edebilirsiniz. Düşünmez miyim? Çoktan düşünmüştüm bile, ne çok kurmuştum hayalini. Burası bir müze olmalıydı. Müzeler hafıza mekanlarıdır; kalanlar, gidenler, dönüşenler, biriktirdiklerimiz, gördüklerimiz, bulduklarımız, öğrendiklerimiz… Geçmişle geleceği bir anlamda birbirine bağlar, dönemediğimiz geçmiş ile henüz yaşamadığımız gelecek arasında tam da “bugündür” müzeler. Tıpkı Haluk Hoca’dan öğrendiğim gibi konuya derin bakmanızı ve görmenizi sağlar. Böylece hemen bir yol haritası hazırladık. Yüzyıllık Markalar Derneği ve Türkiye Turing Otomobil Kurumu’nun işbirliğiyle yaklaşık 1 yıl süren bir çalışmanın sonunda “Turing Yüzyıllık Markalar Müzesi”ni ziyarete açtık.

1992’den bugüne daha çok İstanbul hikayesi çıkar ama ben sizleri -Haluk Hoca’dan ilhamla-İstanbul'a tutkun ve hayalini gerçekleştirmiş biri olarak Sultanahmet Kabasakal No:1'deki "Turing Yüzyıllık Markalar Müzesi"ne davet ederek hikayemi tamamlamak istiyorum. Belki de henüz hikayenin başındayızdır, İstanbul bu, nelere kadir bilinmez.

Âsude Alkaylı , İstanbul

Günümüzle İlişkisi

1992’de Haliç gezileriyle başlayan İstanbul’u görme, anlama ve elde kalan değerleri koruma yaklaşımı, yıllar sonra Sultanahmet’te Turing Yüzyıllık Markalar Müzesi’nin kurulmasıyla somut bir hafıza mekânına dönüşüyor. Hikâye, İstanbul’un geçmişini yalnız hatırlamanın değil, bugünden geleceğe taşımanın da önemini anlatıyor.