İstanbul’un Bir Köşesinde Kalan Çocukluğum
Sazlıbosna’nın sazlıklarından Büyükçekmece’nin karlı sokaklarına uzanan bir çocukluk hikâyesi. Sibel İper, değişen İstanbul’un içinde geride kalan yolları, dostlukları ve kalbinin içinde yaşamaya devam eden çocukluğunu anlatıyor.
1972 ya da 1973 yıllarıydı… İstanbul’un Çatalca ilçesine bağlı Sazlıbosna köyüne taşınmışız.
Ben 1970 doğumluyum. “O yılları çok iyi hatırlıyorum” desem yalan olur. Ama altı yaşıma kadar orada büyüdüm ve bazı şeyler var ki insan onları yaşadığı için değil, kalbinin içine işlediği için hatırlıyor.
Sazlıbosna bir Tatar köyüydü. Bizde dede yerine “ababa” denirdi. Bugün bile bu kelimeyi duyduğumda çocukluğumun kapısı aralanır sanki.
Doğanın içinde büyüdüm.
Sazlıkların arasından geçmeyi, tarlalara at arabasıyla gitmeyi çok severdim. Toprağın, otların, sazlıkların arasında geçen o çocukluk yılları bugün geriye dönüp baktığımda bana bambaşka bir dünyanın kapısını açıyor.
Belki o günlerde bunların ne kadar kıymetli olduğunu bilmiyordum. Çocuktum. Hayat, önümde uzanan upuzun bir yoldu. Ama o yolun ilk taşları Sazlıbosna’da döşendi.
Sonra Büyükçekmece’ye taşındık.
Annem ve babam öğretmendi. 1992 yılına kadar asıl çocukluğum ve gençliğim Büyükçekmece’de geçti.
O zamanlar Büyükçekmece ile İstanbul arasında uzun yollar, geniş boşluklar vardı. Şimdi ise ikisinin arasında neredeyse bir sınır bile kalmadı.
Bugün İstanbul’un o kadar büyüdüğünü, yerleşimlerin birbirine nasıl karıştığını gördükçe, çocukluğumun İstanbul’unu daha çok özlüyorum.
Benim İstanbul’umun içinde hâlâ köy yolları, tarlalar, sazlıklar, at arabaları ve Büyükçekmece Gölü var.
Bir de 1989 kışı…
O kışı nasıl unutabilirim?
Öyle yoğun kar yağmıştı ki okullar tatil olmuştu. Büyükçekmece Gölü donmuştu. Uykuda olan ördeklerin de donarak öldüklerini görmüştüm.
Çok üzülmüştüm.
Çocuk aklımla doğaya kızmak mıydı, yoksa sadece gördüğüm şeye dayanamamak mıydı bilmiyorum. Ama o görüntü hafızamda kaldı.
Doğa bazen güzelliğiyle, bazen de acısıyla kendini hatırlatıyor insana.
Okullar tatildi ya…
Bizim için kar, soğuk ve tatil demekti. Arkadaşlarla E-5 kenarında kaldırımda yürüyorduk. Ben yine habire bir şeyler anlatıyordum. Üstelik öyle sakin sakin de değil; heyecanlı heyecanlı…
Gıybet türü bir konuşma mıydı, çocukça bir paylaşma mıydı bilmiyorum ama belli ki çok önemli bir şey anlatıyordum. 😄
Bir ara döndüm, baktım arkadaşım yanımda yok!
Meğer kaldırımın kenarı bir yerde biraz daha aşağıdaymış ve arkadaşım oraya düşmüş.
Arkadaşımı düştüğü yerden çıkarırken hepimiz kahkahalara boğulmuştuk.
Şimdi yıllar sonra düşündüğümde, o günü bütün ayrıntılarıyla hatırlamamın sebebi sadece arkadaşımın düşmesi değil.
O günün karı var aklımda.
Çocukluğumuz var.
Arkadaşlığımız var.
Ve İstanbul var…
Bugün aynı yerlere baksam, belki o kaldırımı bulamam. Belki o boşluk çoktan kapanmıştır. Belki çocukluğumun geçtiği yolların üzerine binalar dikilmiştir.
Ama benim hafızamda hâlâ o eski İstanbul duruyor.
Sazlıbosna’nın sazlıklarında dolaşan küçük kız…
“Ababa” diyen çocuk…
Tarlalara at arabasıyla giden, doğanın içinde büyüyen o küçük Nagehan…
Sonra Büyükçekmece’de karların arasında yürüyen, arkadaşına heyecanla bir şeyler anlatırken onun bir anda ortadan kaybolduğunu fark eden genç kız…
Hepsi aynı hikâyenin içinde.
Benim hikâyemin.
İstanbul değişti.
Ben de değiştim.
Ama bazı şehirler vardır; insan onlardan taşınsa bile onlar insanın içinden taşınmaz.
Ben İstanbul’dan çok şey aldım.
Ama en kıymetlisini orada bıraktım: çocukluğumu.
Belki de bu yüzden İstanbul benim için yalnızca bir şehir değil.
İstanbul, kalbimin içinde hâlâ çocukluğumun yaşadığı yerdir.
Sibel İper
Yazar
Uykunun Eşiğinde Başlar Hayat
Bir zamanlar İstanbul’dan geniş boşluklarla ayrılan Büyükçekmece ile köy yolları, tarlaları ve sazlıklarıyla hatırlanan Sazlıbosna bugün çok değişmiş durumda. Anlatıcının hafızasında ise o eski İstanbul, çocukluğunun yaşadığı yer olarak varlığını sürdürüyor.